Doğal Yetiştiricilik

1- TARIMIN ve KIRSAL YAŞAMIN GÜNÜMÜZDE GELDİĞİ NOKTA:

Dünya'mızın tarımsal gelişim sürecinde, son 20.000 yılda üretilen doğal tohumların yarısından fazlası yok oldu. Bunların yerine, ağırlıklı olarak hibrit yani kısır tohumlar, ve GDO lu endüstri ürünleri kullanılmaya başlandı..

Bu süreçte endüstriyel tarımın etkileri ile, topraklar verimsizleşti. Kullanılan gübreler ve tarımsal ilaçlar toprağı ve suları zehirledi. Halen temiz kalan bölgeler, ulaşım ve maliyetler nedeni ile tarımsal beslenme zincirinde çok az yer tutabiliyor.
Toprağın organik değeri minimum %3 olması gerekirken, şu anda ülkemizde %0.5 - 1,5 'a düşmüştür. Bu çok acı tablo, toprağın kendini temizlemesi yani blimsel deyimle iyileştirmesi sürecine de zarar vermekte,  Çukurova Üniversitesi Profosörü Alper Durak'tan aldığımız bilgiye göre tarımsal kimyeci ilaçların topraktan temizlenmesi takribi 10 yıl, kimi zaman onlarca yıl almaktadır.

Aynı zamanda, modern tarım uygulamalarında makineleşme, ziraat ilaçları, suni gübreler kullanan çiftçilerimiz,  kısır tohumlar ve çoraklaşan topraklar yüzünden, artık ilaçsız, gübresiz ürün alamaz hale gelmiştir. Daha çok ürün veren ve görüntü olarak daha kaliteli görünen mahsüle kavuşmak için; tohum, gübre, ilaç, mazot maliyetlerini karşılamayan köylüler, tarım yapamaz oldular.  Tarım yapabilenler, eskisi kadar çok alana ekemiyorlardı. Sonuç olarak üretim azaldı. Genellikle köylüler artık tarımsal ürün  satamıyor, kendilerine bile yetecek kadırnı ekemiyor. Üretim bitmiştir ve köylülüer yumurtasını, sebzesini, etini  bakkaldan, manavdan yani  endüstriyel ürünlerden alır olmuşlardır. Görüştüğümüz bir çok köylü, ekielcek alanalrı olduğu halde ekmediğini ve hazır tükettiğini söylüor. Köylerde ortalıkta gezen hayvan sayısı  o kadar azaldı ki, tavuk almak sitediğinizde satacak köylü bulmıyorsunuz.


Tüm bu değişimler yaşanırken, köyden kente okumaya ya da daha iyi bir yaşam isteği ile kasabaya, kente göçen gençler, köye geri dönmez oldular.
Köyde kalanlar,  çocuklar, orta yaşın üstü ve yaşlılar haline geldi. Genç nesil kasaba ve kentlerde, yine doğal olmayan beslenmeye ve zor şartlar içinde verimsiz, mutsuz, sağlıksız yaşamaya başladılar.
Kırsal kesimde kalanlar yaşları itibariyle, genç nesilin yardımı olmadan çalıştıkları için üretim yok olacak şekilde azalmaya devam etti.
Bu kısır döngü sürdükçe, verimsizleşen topraklardan ve kısırlaşmış tohumlardan nasıl zarar gördüklerini de daha iyi anlamaya başladılar. Bu farkındalık, bilgi ve birikim sahibi insanların köylere çokça ulaşıp onlara yeni çözümler sunmadığı için, atıl bir enerji olarak, eylemsizlik olarak kendini gösterdi.
Çözümsüz hisseden köylüler, depresif ve mutsuz bir şekilde, akderlerine boyun eyme eğilimine girdiler.

 

2-  TARIMSAL SORUNLARIN  İNSANOĞLUNA DOĞRUDAN ETKİLERİ

İnsanlık evriminde, bilimde büyük ilerlemeler kaydedilmesine rağmen;  bir çok buluş geleceği gerektiği gibi düşünmeden, tüketimi ya da gücü, iktidarı arttırmak amaçlı kullanıldı. Tarihsel gelişim sürecinde, barışı bozan unsurlar genelde, cehalet, fiziksel güç ve sosyal içerikli sorunlardı. 
Doğa henüz dengelerini kaybetmediği ve kirlenmediği için, sosyal içerikli kavgaların sonuçlarını insanoğlu, gelişiminde tecrübeler kazanarak ödüyor ve medenileşme süreci devam ediyordu.
Doğal yaşam alanları kısmen azalmaya devam etse de, sanayi devrimleri öncesinde doğal denge halen korunuyordu.. Tabiat, etrafında yaşayanları aç bırakmıyor , sağlıklı beslenmelerine imkan veriyordu.

Hastalıklar, bilimin olmadığı dönemlerde, yine tabiatın ürünleri ile tedavi ediliyordu.

Medenileşme devam ettikçe, bilim ilerledikçe, insanoğlunun evrimi de hızlandı. 20. Yüzyılda bilim büyük bir yükselişe geçti. 1940 lı yılalrdan sonra telefon, televizyon, bilgisayar, internet icat edilmişti. Aynı zamanda sanayileşme de hızla tüm dünyaya yayıldı. Artık uzay uzak değildi. Ay'a ayak basılmış, evrenin derinliklerine araçlar yolanarak bilgiler alınmaya başlanmıştı. 

Köylerde yaşayanlar, bu hızlı evrimi takip ederken bilime hayran oldular. Nesiller arasında büyük bilgi farklarını yaşadılar. Endüstriyel tarımla böyle bir durumda iken tanışan, doğa dostu kırsal kesim yaşayanları, bilim olarak onlara sunulan her yeni yöntemi fazla sorgulamadan kabul etti.
Bu yeni yöntemler sayesinde, daha çok ve daha iyi görünen yeni ürünler elde ediyorlardı. 

Makineler aldılar. Makineleşme başlayınca, daha az emekle daha çok para kazanmak şansına kavuşmanın sevincini yaşadılar. İlk yıllarda kullanılan gübre ve ilaçlar sayesinde, mahsülleri çoğalmış ve bu mahsüllerle daha çok makine alma imkanları olmuştu.


Yıllar birbiri ardına geçerken, modern tarımın zararları da kendini göstermeye başlamıştı.
Kimyasallardan, endüstriyel nedenlerden zehirlenmeye, çoraklaşmaya başlayan toprak, su ve hava, verimsizleşti, sağlıksızlaştı. Öyle bir kısır döngü oluştu ki, gübre vermeden, ilaçlama yapmadan ürün alınamaz oldu. Bu dönemlerde ortaya çırarılan hibrit tohum ile, görüntü ve çokluk olarak daha iyi ürün alınması sağlandı. Sağlığa etkileri kesin olarak test edilemeden dünyamızda yayılan bu kısır tohumlar, modern tarımın son 100 yılda yok ettiği tohumların çok daha büyük bir hızla tükenmesini sağladı. Hibrit tohum sisteminde, mahsülden tohum alınamıyordu , mahsül kısırdı. Bir sonraki sene tekrar yeni tohum almak gerekiyordu. Aynı zamanda bu tohumalrı üretebilmek için kimyevi ilaç ve gübre de kullanılmak zorundaydı. Yoksa mahsül vermiyordu. Bu değişimler sürerken, GDO lu tohumlar ve üretimler de başladı. Tarımın girdiği kısır döngü, daha büyük bir girdaba dönüştü. Bu defa GDO lu tohumlar, hücreler etrafa saçıldıkça, var olan doğal yaşamı da kısırlaştırmaya başladı. Halen bilimsel çalışmaları devam eden, GDO nun insan sağlığına zararları her geçen gün daha fazla listelenir oldu. GDO insanları ikiye böldü. Bir kısım açlık korkusu sebebiyle ve ekonomik nedenlerle GDO ya sahip çıkmaya çalışırken, büyük bir kısım halk, bilimin daha fazla insanlık zararına, risk faktörleri yüksek şekilde kullanılmasına isyan etmeye başladı.
Ama GDO lu üretimler ve kısır tohumlar o kadar yayılmıştı ki, marketlerde , pazarlarda GDO'suz ve tarım ilacı, suni gübre kullanılamamış ürün bulunamaz oldu.

Bu endüstriyel uygulamalar devam ettikçe, verimsiz, sağlıksız toprak ve sulardan beslenen hayvanları, bitkileri tüketen insanoğlunun sağlığı, gün geçtikçe bozuldu. Hastalıklarla uğraşan insanlık, her kesiminde mutsuzlaştı. Bu mutsuzluk , dünyamızın ekonomik gelişiminde dengeleri de bozan en büyük etkenlerden biri haline geldi. Ekonomik dengesizlikler, yetersizlikler, sosyal yaşamda ve iletişimde büyük yaralar açmaya başladı. Aile içi anlaşmazlıklar ve toplum içinde ayrışımlar arttı. Bilgi çağı denilen iletişimin büyük hızla geliştiği dönemimizde, eğitim, bilgi ve barış artacağına, Dünya'nın kirletilmesinin, üzerinde yaşayan insana ne oranda büyük zararlar verdiği açıkça belirdi, daha büyük kavgalar, savaşlar meydana geldi. Çünkü sağlıksız beslenme, sağlıksız düşünmeye de neden oluyor ve kötü yönetilmeye kadar varan, feci sonuçlarla daha da büyük sorunalr açıyordu.

Bilmin, ahlak anlayışına sahip çıkmayarak kullanılması , insana olduğu kadar bilime de çok zarar vermiştir. Özellikle tarımsal alanda bu konuyu mercek altına alırsak; köylüye blimsel buluş olarak sunulan makineleşme, ziraat ilaçları, suni gübreler, hibrit tohumlar artık bir canavara dönüşmüştü. Gelinen noktada bilim, bunların yanlış olduğunu ve kullanılmaması gerektiğini söylüyordu. Ama bu değşim rüzgarından etkilenen ve güveni sarsılan nesiller, bilime olan inanç ve güvenlerini yitirmeye başladılar. Yeni fikir ve görüşlere daha kapalı hale geldiler. Ve ellerinde en son kalana sarılıp, bazı zaraları görmemezlikten geldiler. Ciddiye almadılar.
Oysa KANSER, KALP HASTALIKALRI, DİYABET; HİPER TANSYİON başta olmak üzere bir çok hastalık artık neredeyse her eve yayılmıştı.
Bu hızlı değşim süreçlerinde, sağlıksız ruhsal haller de aynı oranda arttı. Girşimcilik ruhu, yaratıcılık da sekteye uğramış oldu.

Bir arabaya benzin yerine gaz yağı koyarsanız bozulur. İnsanoğlunun vücudunu bir arabaya bezetirsek, hibrit tohumlardan, kimyasal ilaçlardan, GDO' lu ürünlerden yapılan beslenme, motoru gaz yağı ile çalıştırmaya benzer. Bozulan araba gibi, insan sağlığı da, her evde her apartmanda bir kanserli hastaya rastlayacak şekilde bozuldu. 
Ailesindeki hasta kişilere üzülen, zaman ve emek harcayan köylü, kentli, girişimcilik ruhunu her geçen gün kaybetti. Medya araçlarının yönlendirmesi ile birlikte, problemleri çözme çabası yerine, zamanı bir şekilde geçirme, sorunları unutma gibi alışkanlıklar arttı.
Halktan yokluk ve hastalık çekenler, dizi seyredip avunmaya, çözüm üretmesi gereken aydınlar ise   uygulamalarda eksik kaldılar,  artık onalr da tüketim kültürünün ve medya uyuşukluğunun etkisindeydiler. Bir bulaşıcı hastalık gibi durum her yönde yayıldı.
Tam bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bir konuşmasından alıntıyla vurgu yapmak faydalı olacaktır.
" Aydınlar, Din adamları nasıl halka düşman olabilir? Onların halkın içine girip aydınlatmaları gerekmektedir. " ( Zagnoş Paşa Camii/ Çanakkale) 

Halkın kendi sorunlarına kendinin çözüm üretmesini öneleyenler olarak, kötü beslenme, medya araçlarına bağımlılık, bu kalitesiz ve sağlıksız yaşamın mutsuzluğunun yarattığı depresyon,  yaratıcılığın ve çalışma azminin kırılması zincir reaksiyonlar olarak nitelendrilebilir.  Eğitimdeki sıkıntılar durumu daha da güçleştirmektedir. Ne medyada, ne okullarda hatta ne de üniversitelerde bu durum yeterince  konuşulmuyor, mercek altına alınmıyor.

Üretimde azalma, ekili tarlalar yerine, boşalmış, çoraklaşmış tarlaların yayılması, yetersiz miktarda yapılan üretimin, ürün maliyetlerini de arttırmış olduğundan, sosyal dengeleri de etkiledi. Üretim azaldıkça, gelir azalmış, gelir azaldıkça, üretim daha da azalmıştı.

Bolluk yoktu. Pahalılık vardı. Dengeler o kadar alt üst olmuştu ki, açlıkla zorlanan kesimler artarken, gereksiz sarfiyat ve telef de arttı. Paylaşma, dayanışma duyguları yitti.
Aynı köyde yaşayanlar bile biribirine doğal tohum vermez oldular, çünkü elinde doğal tohumu olanalr çok zor bulmuş oluyor. Ve para verip tohum alacak halleri kalmamıştı. Avantajlı olduğunu düşündükleri hibrit tohumlardan yaptıkları üretimler nedeni ile doğal mahsülden yeni tohum üretmeyi unutmuş, tohum saklamamış olduklarından. eskisi gibi her evde çeşit çeşit tohumları yoktu artık. Aynı köyde yaşayanlar, daha önce paylaştıkları tohumalrı şimdi birbirlerinden sakınır hale geldiler.
Köyde yaşanan bu kısır döngü ve kısır tarım , kirlilik sorunları, kentlerde devasa etkilere dönüşüyordu. Pahalılık gün geçtikçe en büyük sorun oluyor, üretimin bol olduğu endüstriyel sektörler sağlığı bozuyordu. Sağlık şartları bozulan insanoğlu, birbirine tahammülünü, barışçıl yaklaşımları da yitirmeye başladı. Zenginler, iyi halliller, eğitimliler daha çok kendilerini nasıl kurtarabilirim diye düşünürken, zincirin en başı olan köyler, üreticiler, çiftçiler unutuldu. Köylüler fakir ve cahil yaftası ile dışlandı.

Yıllar önce kırsal kesimde, doğanın içinde yaşayan, bir modern eğitim almadıkalrı halde bilgeliği, doğaya saygıyı, aile bağlarını en önde tutan köylüler, nehirlerine, derelerine nimet gözüküyle bakar, içme sularını bile tertemiz tuttukları sulardan elde ederlerdi. Ama artık endüstriyel tüketimlerinin atıklarını bu sulara atmaya başladılar. Bir çok değer ve doğaya saygı yitirildi. Toprağın temiz tutulması gerekildiği unutuldu, bunun yerine atıklarını toprağa atmaya, gömmeye, sulara boşaltmaya başladılar. Bir yandan modern tarımın yarattığı kirlilik, bir yandan endüstriyel tüketim araçlarının çılgınca tüketilmesi ve evsel atıklar, insanı  yeryüzünün en büyük düşmanı haline getirmiştir. Çeşitli afetler de, doğanın denge kurmaya çalışması nedeni ile artmaya başlamıştır.

Artık tek çözüm vardır. DOĞAYA, DOĞALA DÖNÜŞ. 
Bilim yeterince ilerledi, bu sorunlara çözüm üretecek durumdadrı. Ama bu bilimi, kırsal alanlara taşımak, unutuluyor. Var olan sistemin etrafında, geçici çözümlerle verim arttırılmaya çalışılıyor.
Hibeler, krediler de bu geçici çözümlere örneklerdir. Sınırlı imkanlar nedeni ile ugeniş bir halk, köylü kitlesine yayılamıyor ve uzun vadede kendi kuvveti ile ayakta duramayan, birilerine bağımlı ve zavallı hisseden nesiller yaratıyor.
3- YURT KÖYÜ DOĞAL YETİŞTİRİCİLİKTE DEVRİM YAPMAK İSTİYOR
Bölgemizde ve ülkemizin çeşitli bölgelerinde köylülerle yaptığımız görüşmeler, bu kısır döngüden hem kendileri adına hem de milletleri adına kurtulmak istediklerini açıkça ortaya koydu. Yol gösterilmesi ve destek olunmasını bekliyorlar.  yumurtasını hibrit çiftliklerden gelenlerden yani bakkaldan,  yoğurdunu, sütünü dahil, sebzesinizi herşeyini dışarıdan alır hale geldiler. Ayrıca sağlık sorunalrı artık onalra bu yolda gidişin sonunun kötü olduğunu kanıtladı.
Bu anlamda, Yurt KÖyü, hiçbir kimyevi - suni madde kullanmadan, tamamen doğal tohumlardan ve yerel, doğal hayvan tülerinden  yapacağı üretimlerin yanı sıra, köylü ile de Kalkınma Ofisleri vasıtası ile birlikte olarak, onların doğal üretmelerine ve bunları pazarlamalarına yardımcı olacaktır.
Dernek Bünyesinde Köy Kalkındırma Projeleri Komisyonu kurulmuştur. Çevre köylerde ve ülke genelinde görüşmeleer yapılıp, organik üretenler tespit edilirken, bir yandan da doğal üretime geçmeleri için tavsiye ve bilgi verilmektedir.
Kimyevi ilaç kullanmadan , doğal bitkisel çözümlerle zirai mücadele yapılması için gerekli bilgi desteği de verilecektir.
Yurt Köyü, doğal ürünlerin satışında yine doğal ve sağlıklı ambalaj olması gerektiğine de inanmakttadır ve çalışmları, kararları bu  yönde sürmektedir.
Mevcut eko köylerin üretimlerinin, ihraç edilerek daha fazla kar sağlanmasına da eleştirel yaklaşıyoruz. Amacımız, halkımıza sağlıklı gıda ulaştırmak, buna pazardan başlayarak geniş bir kitleye hitap etmektir. Kendi halkımız zehirli tarım ürünleri yerken, ürünleirmizi dışarıya yollamak bizim etik değerlerimize aykırıdır.